Objeler

Başta Bayburt yöresi ve Çoruh kenarı olmak üzere, düne kadar Türkiye’nin neredeyse her köşesinde rastlayabileceğiniz ve ne yazık ki bugün çoğu kaderine terkedilmiş, yok olmakta olan değirmenlerimiz Kenan Yavuz Kültür Otağı’nda yeniden dönmeye ve de yaşamaya başlamıştır. 
Gelişen teknolojinin sonunu getirdiği ve neredeyse yok ettiği eski ‘has’ mesleklerden olan ‘değirmencilik’ günümüzde olmasa da, değirmenin kendisi henüz masal değil aslında! 
Ekmeği seven ve saygıyla tüketen Anadolu insanının, olmazsa olmazlarından olan su değirmeni ve taş değirmen, Kenan Yavuz Kültür Otağı’nın iki ayrı köşesinde dönüyor ve “bu otağda bir değirmenlik su var” dedirtiyor… 
Değirmenler bitti, değirmenci gitti, insanların keyifli anıları kaldı değirmen önlerinde derken; dibekler, değirmen taşları, uzun süren derin uykudan uyanıp, ‘bin bir zahmetle’ otağa taşınıp, yeniden hayatımıza eski neşemize geri döndüler. 
Değirmenlerimizin yeniden yaşamaya başladığı, birçok şairin sesinden ‘değirmen’ şiirlerinin okunmaya başladığı otağımızda, bir akşamüstü Sebahattin Ali’yi konuk edip, şu cümleleri yeniden kurdurmak niyetindeyiz: 
“Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?.. 
Görülecek şeydir o… Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı… Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar… Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar… 
Taşların yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler uçuşur. Halbuki döşemedeki küçük kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın yüzüne yayılır… 
Ya o seslere ne dersin adaşım, her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?.. Yukarıdaki tahta oluktan inen sular, kavak ağaçlarında esen kış rüzgarı gibi uğuldar, taşların kah yükselen, kah alçalan ağlamaklı sesleri kayışların tokat gibi şaklayışına karışır… Ve mütemadiyen dönen tahtadan çarklar gıcırdar, gıcırdar. 
Ben çok eskiden böyle bir değirmen görmüştüm adaşım, ama bir daha görmek istemem.”

Bakır Çağı’ndan bugüne: Kazan


Çok miktarda yemek pişirmeye ya da bir şey kaynatmaya yarayan büyük ve kulplu tencere olan bakır kazanlara günümüzde daha çok deyimlerde rastlarız! ‘Kazan kaldırmak’, ‘kazanı kapalı kaynamak’ ve ‘(Bir yer) kazan (biri) kepçe’ bunlardan bazılarıdır. Detay için tıklayınız.

İdareli olmanın objeye dönüşmüş hali: Gaz Lambası


Elektrik yaygınlaşmadan önce akşamları ve geceleri aydınlatan bir araçtı gaz lambaları. Şimdilerde ise artık nostaljik bir nesneye dönüştü.Detay için tıklayınız.

 

Halil İbrahim bereketi: Yer Sofrası (Sini)


Toplumumuzda aile en önemli yeri tutar. Ailenin bir araya gelmesinde ise sofranın önemi büyüktür.Sofra denilince akla ilk gelen yer sofrası (sini), birlik ve beraberliğimizin en canlı kanıtı olan ve her yönü ile etrafa mutluluk yayan ailenin bir araya geldiği anı simgelemektedir. 
Geçmişten günümüze tarihi dokusuyla süzülerek gelen, kültürümüzün bir parçası olan yer sofralarını (sini), hem koruyor hem de hayatımızın özel bir anısı olarak yaşamaya, yaşatmaya devam ediyoruz.Devamı için tıklayınız.